İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Hendek’te Çekilen Meşakkatler

Mevsim kıştı. Müşrikler, Medîne’yi kuşatmışlardı. Fakat önlerine çıkan geçilmez hendekler karşısında şaşırdılar. Medîne’ye giremediler.

Müşrikler gelip karargâhlarını kurunca, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Medîne’de yerine İbn-i Ümm-i Mektûm’u vekil bırakarak üç bin İslâm mücâhidiyle birlikte hemen Hendek’e hareket etti. Arkasını Sel’ Dağı’na vererek karargâhını dağın eteğine kurdu. Geride kalan çocuk ve kadınların kalelere ve hisarlara yerleştirilmesini emretti.192 On beş yaşına basmamış çocukları kalelere, yâni âilelerinin yanına geri gönderdi. On beş yaşına girmiş olan İbn-i Ömer, Zeyd bin Sâbit ve Berâ bin Âzib gibi sahâbîlere ise müsâade etti.193

Bu arada Benî Kurayza yahûdîleri de isyan çıkararak Rasûlullâh ile aralarındaki muâhedeyi bozdular. Böylece muâhedeyi ikinci defâ bozmuş oluyorlardı ve bu, onların ikinci büyük ihâneti idi. Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar. Yahûdîler, müşriklerin reisi Ebû Süfyân’a elçi göndererek:

“–Siz sebât edin! Biz müslümanlara arkalarından saldıracağız, onların köklerini kazıyacağız!” dediler.194

Bu ihânet, Allâh Rasûlü’ne çok ağır geldi. Fakat O, dâimâ Allâh’a tevekkül ve teslîmiyet hâlindeydi. Bu yüzden, bu müşkil durum karşısında da:

“Hasbünallâh ve ni’me’l-vekîl: Allâh bize yeter! O ne güzel Vekîl’dir” buyurdu. (Vâkıdî, II, 457; İbn-i Sa’d, II, 67)

Sonra da:

“–Bize Benî Kurayza’dan haber getirecek bir kimse yok mu?” diye sordu.

Zübeyr bin Avvâm -radıyallâhu anh-:

“–Ben varım yâ Rasûlallâh!” dedi ve gitti.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, durum ağırlaşıp çok tehlikeli bir hâl alınca Hazret-i Zübeyr’i yahûdîlerin durumunu öğrenmesi için birkaç defâ daha gönderdi. Zübeyr -radıyallâhu anh-’ın bu hizmetlerinden duyduğu memnûniyeti de:

“–Her peygamberin bir havârîsi vardır. Benim havârim de Zübeyr’dir!” buyurarak dile getirdi. (Ahmed, III, 314)

Daha sonra Peygamber Efendimiz, yahûdîlere bir heyet gönderdi. Gönderdiği heyete de şu tembihte bulundu:

“–Gidiniz, bakınız! Bize ulaşan haberler doğru mudur, değil midir? Eğer doğru ise onu bana üstü kapalı bir şekilde bildirirsiniz. Açıkça söyleyip de insanların yüreğine korku salmayınız, onları zaafa ve ümitsizliğe düşürmeyiniz! Şâyet onlar aramızdaki muâhedeye sâdık iseler bunu insanlara açıklayabilirsiniz!” buyurdu.

Elçiler Benî Kurayza’ya gittiler ve onları işittiklerinden daha kötü bir hâlde buldular. (İbn-i Hişâm, III, 237)

Peygamber Efendimiz, herhangi bir saldırıya karşı Medîne’yi muhâfaza için Seleme bin Eslem -radıyallâhu anh-’ı iki yüz, Zeyd -radıyallâhu anh-’ı da üç yüz kişilik bir kuvvetle Medîne’de vazîfelendirdi. Bunlar Medîne’yi bekleyecekler ve yüksek sesle tekbîr getirerek Medîne sokaklarında devriye gezeceklerdi.195

Benî Kurayza yahûdîlerinin baskınına uğramadan sabaha çıkıldığı zaman, mü’minler rahat bir nefes alıyorlardı. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:

“Medîne’de çoluk-çocuğumuz hakkında Benî Kurayza’dan duyduğumuz korku, Kureyş ve Gatafân ordularından duyduğumuz korkudan daha fazla idi. Zaman zaman Sel’ Dağı’nın tepesine çıkıp Medîne evlerine bakar, onları sükûnet ve huzur içinde gördükçe Allâh’a hamd ve şükrederdim!” demiştir. (Vâkıdî, II, 460)

Ümmü Seleme vâlidemiz de şöyle buyurmuştur:

“Ben, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanında, çarpışma ve korkuların yaşandığı Müreysî, Hayber, Hudeybiye, Mekke’nin fethi, Huneyn gibi birçok gazâlarda bulundum. Bunların hiçbiri Rasûlullâh için, Hendek’ten daha zahmetli ve daha korkulu olmamıştır. Benî Kurayza’nın çoluk-çocuğumuza baskın yapmayacağından emin değildik.” (Vâkıdî, II, 467)

Öte yandan Hendek civârına sık sık müşrikler tarafından baskınlar yapılıyor, gecenin geç vakitlerine kadar şiddetli çarpışmalar oluyor, zaman zaman Allâh Rasûlü’nün çadırı bile oka tutuluyordu.

Müşrikler birgün, Allâh Rasûlü’nün bulunduğu yere olanca güçleriyle hücûm ettiler. O gün Peygamberimiz de ashâb-ı kirâm da namazlarını kılmaya fırsat bulamadılar. Akşam olup ordular yerlerine çekilince, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Bilâl’e ezân okumasını emretti. Her namaz için kâmet getirterek öğle, ikindi ve akşam namazlarını kazâ ettirdi.196 Buna çok üzülen Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hakkında “gözümün nûru” buyurduğu namaz ibâdetinden alıkoyan müşrikler için:

“Onlar nasıl güneş batıncaya kadar bizi meşgûl edip namazdan alıkoydularsa, Allâh da onların evlerine, karınlarına, kabirlerine ateş doldursun!” diyerek bedduâ etti. (Buhârî, Meğâzî, 29; İbn-i Sa’d, II, 68-69; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IV, 112)