Müreysî Gazvesi (Şaban-Ramazan 5 / Ocak-Şubat 627)
Bu gazveye, Benî Mustalik Harbi de denilmektedir. Mustalikoğulları, Mekke müşriklerinin tahriklerine kapılarak Medîne’ye hücûm etmek üzere kalabalık bir ordu toplamaya başlamışlardı. Bunu haber alan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yedi yüz kişilik bir ordu ile onların üzerine yürüdü. Allâh Rasûlü, Mustalikoğulları’na; “Lâ ilâhe illâllâh, deyiniz de canlarınızı ve mallarınızı koruyunuz!” diyerek seslenmesini Hazret-i Ömer’e emretti. Fakat Mustalikoğulları bu teklifi kabûl etmediler ve ilk oku atan da onlardan biri oldu.175
Müslümanlar, Müreysî suyu başında yapılan şiddetli bir hücûm ile düşmanı yendiler. Düşmandan on kişi öldü, müslümanlardan da bir kişi şehîd oldu.
Harp sonunda pek çok ganîmet elde edilip, çok sayıda esir alındı. Esirler arasında kabîle reisinin kızı Cüveyriye de vardı.
Esirler, fidye karşılığında serbest bırakılıyordu. Cüveyriye ise Sâbit bin Kays’ın hissesine düşmüştü. Kurtuluş fidyesi için Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e mürâcaat etti. Bu arada babası da geldi, asâletinden bahsedip kızının câriye olamayacağını ileri sürüyor ve şerefinin korunmasını istiyordu. Yanında getirdiği birtakım develeri göstererek:
“–Bu develer kızımın bedelidir. Onu serbest bırakın!” diyordu. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de onun hiç beklemediği bir şekilde:
“–Sakladığın iki deve nerede? Onları niçin getirmedin?” diye sordu.
Vâdide gizlediği iki deveyi kendisinden başka kimsenin bilmediğini zanneden Hâris, hayret ve dehşet içinde:
“–Vallâhi bunu benden başka bilen kimse yoktu!..” dedi. Bu açık mûcize ile hidâyete nâil olarak kendisiyle gelenlerle birlikte îmân etti.176
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Cüveyriye’nin fikrini sordular. Onun kendi yanında kalmak istediğini anladıklarında da fidyesini bizzat verip serbest bıraktılar. (İbn-i Sa’d, VIII, 118) Hür kalan Cüveyriye de kendi arzusu ile müslüman oldu. Ardından Cenâb-ı Hakk’ın lutfuna mazhar olarak Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile evlenme şerefine nâil kılındı. Böylece onun daha önce görmüş olduğu bir rüyâ tahakkuk etmişti. Nitekim babası tarafından fidyesi verilip esâretten kurtulma imkânı olmasına rağmen, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanında kalmak istemesi de bu sebeptendi.
Cüveyriye’nin Hazret-i Peygamber’le nikâhlandığını haber alan ashâb-ı kirâm hazarâtı da:
“–Peygamber akrabâsının esir olması doğru değildir!” diyerek ellerindeki bütün esirleri fidyesiz bir şekilde serbest bıraktılar. Bu hususta Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle buyurmuştur:
“–Kavmi için Cüveyriye’den daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik’ten yüz hâne halkı âzâd olundu.” (Ebû Dâvûd, Itk, 2/3931)
Bu ifâdeden de anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz’in Cüveyriye vâlidemizle evliliği, tamâmen siyâsî bir gâyeye mebnî olarak ve:
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
(3)
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
(4)
“O kendi hevâsına göre değil, vahye göre konuşur (ve iş yapar).” (en-Necm, 3-4) beyânı vechile, nefsânî bir sebeple değil, Allâh Rasûlü’nün kalbine vâkî olan murâd-ı ilâhî istikâmetinde gerçekleşmiştir. Nitekim bu evlilikten sonra Benî Müstalik esirleri hürriyete kavuşmuş, daha mühimi de bütün bir kavim müslüman olmuştur.
