İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Bâzı Seriyyeler

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Medîne’deki müslümanları rahatsız eden, umre yapmalarına mânî olan ve münâfıkları mü’minler aleyhine kışkırtan Mekkelilerin, Sûriye’ye gittikleri ticâret yollarını keserek,61 onları ticârî ve iktisâdî bakımdan sıkıntıya düşürmek sûretiyle müslümanlar aleyhine güçlenmelerine mânî olmak istedi.62 Allâh Rasûlü -aleyhissalâtü vesselâm-, bu maksatla hicretten yedi ay sonra Ramazan ayında Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh-’ın maiyyetine 30 Muhâcir vererek Sîfü’l-Bahr’a63  gönderdi (Receb 8 / Kasım-Aralık 629).

 

Şam’dan Mekke’ye dönen ticâret kervanı 300 süvârînin himâyesinde Sîfü’l-Bahr’a gelmiş bulunuyordu. İçlerinde Ebû Cehil de vardı. Çarpışmak için saf bağlandığı esnâda, iki tarafın da dostu ve müttefiki olan Mecdî bin Amr araya girerek tarafları çarpışmaktan vazgeçirdi. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mecdî’nin arabuluculuk yapıp çarpışmaya mânî olmasından memnun kaldı ve bu husustaki başarısını takdîr buyurdu. Onun gönderdiği elçilere de elbiseler hediye etti.64

Peygamber Efendimiz, hicretin 8. ayının başında Şevvâl ayı içinde Ubeyde bin Hâris -radıyallâhu anh-’ı aynı maksatla Râbığ’a65 göndermişti. Maiyyetinde 60 veya 80 kadar Muhâcir vardı.

Kureyşliler, Ebû Süfyân’ın kumandası altında 200 kişi idiler. Çarpışmak için ne saf bağladılar, ne de kılıç sıyırdılar. Ancak, aralarında hafif bir çatışma ve ok gösterisi yapıldı. Sa’d bin Ebî Vakkâs -radıyallâhu anh-, o gün ilk oku attı ve İslâm’da ilk ok atma şerefine nâil oldu. Müşrikler, müslümanlara yardımcı kuvvetler geleceğini sanarak korktular ve iki taraf birbirlerinden ayrıldı.

Müslüman oldukları hâlde o güne kadar Allâh Rasûlü’nün yanına gelmeye muvaffak olamayan Mikdâd bin Amr ile Utbe bin Gazvan, arzularına nâil olmak ümîdi ile müşriklerin yanına katılıp yola çıkmışlardı. Müslümanları görünce, müşriklerden kurtularak mü’minlerin safına geçtiler. 66

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye hicretten 9 ay sonra yâni Zilkâde ayında Sa’d bin Ebî Vakkâs -radıyallâhu anh-’ı 8 veya 20 kişi ile Harrâr’a67 gönderdi (Zilkâde 1 / Mayıs 623).

Sa’d -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bana:

«–Ey Sa’d! Harrâr’a varıncaya kadar git! Çünkü Kureyşlilerin kervanı oradan geçecektir.» buyurdu.

Gündüzleri gizlenip geceleri yürüyerek yol aldık. Beşinci günün sabahında oraya vardığımızda kervan bir gün önce geçmişti. Allâh Rasûlü Harrâr’dan ileri geçmememi emretmişti. Böyle olmasaydı belki onlara yetişebilirdim.”

Mücâhidler, hiçbir çarpışma yapmadan, Medîne’ye döndüler.68

Hicretin on birinci ayının başlarında, Safer ayında, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizzat kendileri Ebvâ (Veddân)69 Gazvesi’ne  çıktı (Safer 2 / Ağustos 623). Bu, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in iştirâk ettiği ilk seferdi. Ensâr’dan Sa’d bin Ubâde -radıyallâhu anh-’ı Medîne’de yerine vekil bıraktı.

Bu gazvede müşriklerle karşılaşılmadı, ancak Kinâne kabîlesinden Damrâoğulları ile bir antlaşma yapıldı. Buna göre, Peygamber Efendimiz onlarla çarpışmayacağı gibi, onlar da Peygamberimiz’le savaşmayacaklar, müslümanlara karşı yığınak yapmayacaklar, düşmana da yardım etmeyeceklerdi. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hususta aralarında bir yazı da yazdırdı. Ebvâ seferi 15 gün sürdü.70

Görüldüğü gibi Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her fırsatta sulh ve selâmete meyletmiş, insanlara dâimâ rahmet ile muâmele etmiştir.