Medîne’nin Harem Îlân Edilmesi
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu kararların ardından Medîne Haremi’nin hudutlarını da şöyle belirledi:
“İbrâhîm -aleyhisselâm- Mekke’yi harem olarak îlân etmişti; ben de Medîne’nin iki tepesi arasını harem îlân ediyorum.” (Ahmed, IV, 141)
Bu emir üzerine belirlenen yerlere taşlar dikilerek Medîne Haremi’nin sınırları tespit edildi. Böylece hudutlar içine alınan Medîne’ye “Harem-i Rasûl” denildi. Medîne’nin Ayr ile Sevr22 tepeleri arasındaki üç fersahlık mesâfenin her köşesi de koru hâline getirildi. (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 1; Müslim, Hac, 471-472)
Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- Medîne’yi harem îlân ettikten sonra şöyle buyurdu:
“Onun ağacı kesilmez, orada günah işlenemez. Kim orada Kitâb ve Sünnet’e muhâlif bir amel işlerse, Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olur!” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 1)
Bundan sonra Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ellerini kaldırıp bu belde için duâ buyurdular. Bu duânın bereketi ile Medîne, o zamandan bu zamana bütün mü’minlerin huzur, sürûr, rahmet mekânı ve İslâm dünyâsının nabzının attığı bir saâdet beldesi oldu.
Ashâb-ı kirâm, Medîne’nin haremliğine son derece îtinâ gösterirlerdi. Nitekim Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- bu husustaki hassâsiyetini şöyle dile getirmektedir:
“Şâyet Medîne’de otlayan bir geyik görsem, aslâ onu rahatsız etmem! Çünkü Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: «Medîne’nin iki kara taşlığı arası haremdir.» buyurmuştur.” (Müslim, Hacc, 471)
Ashâb-ı kirâm, çocukların bile buna muhâlif davranışlarda bulunmalarına göz yummazlardı. Abdullâh bin Ubâde -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır:
“Ben Ebû İhâb kuyusu civârında kuş avlıyordum. Babam Ubâde beni görüp elimdeki kuşu bıraktırdı ve:
«–Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın Mekke’yi harem kıldığı gibi Medîne’nin iki kara taşlığı arasını harem kıldı.» dedi.” (İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 159)
