Hayber’den Dönerken
Hayber Fethi’nden sonra Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Medîne’ye iki günlük mesâfede bulunan Fedek arâzîsine bir mümessil gönderdiler. Orayı harpsiz bir şekilde İslâm topraklarına kattılar.
Son olarak, Hayber’den dönüş yolu üzerinde bulunan ve küçük bir yahûdî yerleşim merkezi olan Vâdi’l-Kurâ da, bir günlük bir kuşatma netîcesinde fethedildi. Onlar da Hayberliler gibi topraklarında yarıcı olarak bırakıldılar.
Teymâ yahûdîleri ise, kendileri gelerek cizye ve haraç vermek üzere, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile antlaşma yaptılar. Böylece, yurtlarında kalarak toprakları kendilerinin oldu. Bu yahûdî kabîleleri, daha önce Hayber yahûdîleri ile anlaşarak Medîne üzerine yürümek için karar almışlardı.247
Hayber ve çevresinin fethiyle, müslümanlar için Mekke Fethi’nin önü açılmış oldu. Zîrâ Benî Kaynukâ, Benî Nadîr, Benî Kurayza ve nihâyet Hayber yahûdîlerinin mağlûbiyeti, insanların gözünü korkutmuş, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in muvaffak olacağı husûsunda artık kimsenin şüphesi kalmamıştı. Çünkü bunların hepsi de Hicaz yahûdîlerinin en zengin ve en güçlüleri olup cesâret ve yiğitlikleri dillere destandı. Geçilmez, aşılmaz kalelere ve verimli hurmalıklara sâhiptiler. Bütün Araplar onlara sığınsa bile onları koruyacak güçte idiler. Fakat, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tarafından kuşatılıp O’na teslîm oldukları zaman, bu yiğitlik ve kahramanlıklarının nasıl tükenip gittiğini, nasıl ağır şartlar yüklendiklerini herkes görmüştü. Bu sebeple müslümanların lehine bir hava esiyordu.248
Ayrıca Hayber Fethi sırasında, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kocası savaşta ölerek dul kalan Safiyye annemizle evlendiler.249 Safiyye, Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın Hayber’e gelişinden birkaç gün önce yahûdî ileri gelenlerinden biriyle evlenmişti. Zifaf gecesinde rüyâsında bir ayın Medîne tarafından gelip kucağına düştüğünü görmüş, bunu kocasına anlatınca, kocası öfkelenmiş:
“–Sen ancak Hicaz hükümdârı Muhammed’e varmak istiyorsun!” diyerek yüzüne bir tokat vurup gözünü morartmıştı. Kocası ölüp Hazret-i Safiye, Allâh Rasûlü ile evlendiğinde, gözünde o tokatın izi hâlâ duruyordu. Varlık Nûru Efendimiz:
“–Nedir bu?” diye sorunca Hazret-i Safiyye hâdiseyi anlattı.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ona İslâm’ı anlatıp:
“–Biz seni kendi dîninde bulunuyorsun diye zorlayacak değiliz! Eğer sen Allâh’ı ve Rasûlü’nü tercih edersen, seni zevceliğe kabûl edeceğim. Eğer yahûdîliği tercih edecek olursan, seni âzâd ederim, kavmine gidersin.” buyurdu. Safiyye vâlidemiz İslâm’ı tercih etti ve “ümmehât-ı mü’minîn” (mü’minlerin anneleri) arasına dâhil oldu. (Vâkıdî, II, 674, 707; İbn-i Sa’d, VIII, 123; Ahmed, III, 138)
Fahr-i Kâinât Efendimiz’in yahûdîlerin ileri gelenlerinden Huyey’in kızı Safiyye ile evlenmesi, Hayber yahûdîleriyle yakınlığa, aradaki husûmeti azaltmaya ve dostâne münâsebetler geliştirmeye vesîle olmuştur. Safiyye vâlidemiz, dikkat çekecek ve şikâyetlere sebep olacak derecede yahûdîlere yakınlık göstermiş, âdeta onların hâne-i saâdetteki temsilcisi olmuştur.
Birgün Hazret-i Safiyye -radıyallâhu anhâ-’nın câriyesi, hilâfeti zamânında Hazret-i Ömer’e:
“–Ey mü’minlerin emîri! Safiyye cumartesi gününü seviyor ve yahûdîlerle alâkasını devâm ettiriyor.” diye şikâyette bulunmuştu.
Bunun üzerine Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- bir adam göndererek durumu tahkîk etti. Muhtereme vâlidemiz:
“–Cumartesi gününü soruyorsun. Allâh onun yerine bana Cumâ’yı ihsân ettiğinden beri o günü sevmiyorum. Yahûdîler hakkındaki soruna gelince, onlar arasında benim akrabâlarım var, sıla-ı rahim yapıyorum.” cevâbını verdi. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 347)
Safiyye vâlidemiz, daha sonra câriyesine dönerek bu iftirâyı niçin attığını sordu. O da:
“–Şeytana uydum.” diyerek suçunu îtirâf etti.
Safiyye vâlidemizin cevâbı ise, onun İslâm ahlâkını ne kadar güzel bir sûrette benimsediğini gösterecek şâhânelikteydi. Zîrâ kendisine haksız bir ithamda bulunan bu kölesine:
“–Git, seni âzâd ettim!” dedi. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 347)
